Ana içeriğe atla

Nitelikli

MOLEKÜLLER BİR SEYYAH; AZOT

    Okyanusun en derinliklerinde, varlığını sessiz sedasız bir şekilde sürdüren azot atomuyum ben. Bazen o deniz sularının uçsuz bucaksız derinliklerinde bazen dağların en zirvesinde bazen de atmosferin dalga dalga seyrinde dolaşıp dururum. Ben güneş ışığının bile ulaşamadığı o karanlık suların derinliklerinde yaşayan tek hücreli canlıların vücudunda, omurgasız deniz kabuklularında ve birçok balık türünde bulunmakla birlikte serin sularda da bulanarak besin zincirinde görev almaktayım. Ekolojik dengede benim varlığımın ve bu canlılarda ki seyahatimin binlerce hikmetleri vardır. Özellikle fotosentezin yapılamadığı bu karanlık ortamlarda kemosentez yoluyla besin üreten canlılarda ayrı bir önem arz etmekteyim. Denizlerden karaya, oradan atmosfere ihtiyaçlar doğrultusunda yolculuğum sürekli devam edip durmaktadır.      Karanlık suların en dibinde dolaşırken bir anda karşıma bir balık çıkarak nitrit tuz bileşiği halinde beni yutuyor. Balığın kan dolaşımına katılarak hücreler arası sıvı

BİR ARDIÇ AĞACININ HİKAYESİ

Bir ayaz serinliğinde, meltemlerin esintileriyle yoğrulan dağ yamacında büyüyen bir ardıç ağacıyım ben. Etrafımı çepeçevre kuşatan kuşların sesi, böceklerin enfes orkestrası ve hemen ileride kıvrım kıvrım akan bir pınarın şırıltısı eşliğinde,  gökyüzüne doğru uzanıyorum. Dallarımın kenarında sarkan yapraklarım ve kozalaklarım, asırlık gövdeme hikmetli ayrı bir güzellik katıyor. Yapraklarım güneş ışığından en iyi şekilde yararlanmak amacıyla ideal bir geometrik açıyla dizilmiş bile. Yaşadığım yerden o yüksek dağlara, ovalara bakmak adeta büyüleyici bir manzara karşısında arzı endam ediyordu. Geceleri kandillerle süslenmiş gökyüzünün altında, gündüzleri rengârenk çiçekler kokularıyla ve kıvrım kıvrım akarak kurdu, kuşu, böceği, çam ağaçlarını ve nicelerinin ağzına bir damla su bırakan aziz pınar varlıklarıyla zamana en büyük sırları veriyorlardı.

Hayatta var olmamın sevincini her daim yanımda olan, sesiyle gövdemi şenlendirip, yapraklarımla rüzgârla adeta dans ettiren vefakâr dostum ardıç kuşu ile paylaşıyorum. Ardıç kuşu benim en iyi dostum. Ben onu yapraklarım arasında sarıp sarmalayarak yuva oluyorum. O da benim üreme dönemimde tohumlarımın çimlenmesi için bana yardımcı oluyor. Nasıl mı? Tohumlarımın kabuğunun çatlaması için ilgili özel enzim ve asit salgıları, en ideal seviyede dostumun yani ardıç kuşunun sindirim kanalında bulunmaktadır. Tohum kabuk yapımız selüloz ve özel süberin gibi maddelerden dolayı çok kuvvetli bir yapıya sahiptir. Bu kabuk yapısının normalde uygun ortamda açılıp çimlenmesi oldukça zordur. Ancak ardıç kuşunun sindirim hücrelerinden salgılanan asit ve özel enzim yoğunlukları, tohumlarımın açılmasına yardım ederek çimlenmesini kolaylaştırıyor.

İşte yine bahar geliyor. Dostumla yardımlaşarak yeni minik ardıç fidanlarını oluşturma zamanı… Erkek kozalağım, her gün biraz daha büyüyüp gelişiyor. Geliştikçe oluşturulan polenlerim, serin dağ esintisin etkisiyle de etrafa yayılıyor. Özel üreme organımda, mikrospor ana hücrelerim mayoz bölünme geçirerek, polenlerimi yani çiçek tozlarımı üretmiş oluyor. Erkek üreme organımda üretilen polenlerimin iki yanında oluşan yapılar, rüzgârlı havalarda çok daha uzun mesafelere taşınmalarına sebep oluyor. Böylece türüm daha geniş alanlara yayılabiliyor. Çiçek tozlarımın bazıları aynı türden farklı ardıçların dişi kozalaklarına gidebilir bazıları da kendi dallarımdaki dişi kozalaklara… Polenlerimin dişi kozalaklara ulaşması ve ardından sperm hücresinin, mikropil denilen yumurta kanalına geçmesi gerçekleşir. Bu buluşmayı kolay kılan ise önceden oluşturulan ve spermin gelmesini bekleyen yumurta hücresinin esrarengiz cezbedici salgılarıdır. Aslında baktığımız zaman her şey önceden yazılmış bir senaryo gibidir. Yaratılış senaryosu… Hatta bana soracak olursanız dostum ardıç kuşuyla aynı zamanda bile var olmuş olabiliriz, kim bilir?

Dişi kozalağımın içinde buluşan sperm ve yumurta hücresi birleşerek,  zigot denilen yeni bir hücreyi meydana getirir. Zigot yeni bir ardıç ağacının hayat ve gelişim programını adeta kara kutu gibi çekirdeğinde taşır. Zigotun etrafında endosperm denilen besleyici bir doku vardır. Nişasta, yağ ve proteince zengin olan bu doku sayesinde aylarca çimlenmesek bile yaşayabiliriz. Tohumun içinde kalan zigot hücresi, mitoz hücre bölünmeleri ile binlerce hücreye bölünerek farklılaşır. Dişi kozalaklarımın içindeki tohumlar ise, karpel denilen kozalak yapraklarımızın arasında gelişir ve çimlenmeyi bekler. Nemli ve yağışlı havalarda kozalak yapraklarımız kapanır. Kuru ve güneşli havalarda kozalak yapraklarımız açılarak tohumlarımız düşer ve etrafa saçılır.

Bazı kuş türleri de tohumlarımızı yiyerek ekosistemin farklı habitatlarına dağılmamızı kolaylaştırır ve daha nice canlılar… Fakat tohumlarımızın çimlenmesi için bu olaylar yeterli değildir. İşte en yakın dostum tam da burada işe koyuluyor. Ötücü kuşlardan olan Ardıç kuşu… Karatavukgiller ailesinden olan, ses ustası ardıç kuşu dostum… Tohumumu yemeye çalışması bize en büyük iyiliğidir. Ardıç kuşunun sindirim kanalındaki bazı enzimler, sindirimi zor olan tohum kabuğumuzu yumuşatarak kolayca çimlenmesini sağlar. Toprak altına gömülen tohumlarım, topraktan su emerek şişer. Şiştikçe tohum kabuğuma içten yapılan su basıncıyla (turgor basıncı) ve enzim aktiviteleri ile artık uyku serüvenim sona erer yeni serüvenlere başlayıp gökyüzüne uzanmak için tohum kabuğum çatlamaya başlar.

 Küçülen tohumumun içinden beslenen embriyo hücrelerimde,  giberellin ve sitokinin hormon üretimlerinin artmasıyla birlikte yeniden var olmama işaret olan embriyonik kök ve embriyonik gövde tomurcuklarım oluşturulur. Böylece bahar ve yaz boyunca gelişerek, yeni bir hayata uyanmanın ve neslimi devam ettirmenin en güzel duygularını yaşarım. Ekosistemde ben üretici olarak, ardıç kuşu dostum da tüketici olarak besin zincirindeki dengede, vazifelerimizi büyük ustalıkla devam ettiririz. Ayrıca ardıç kuşu dostlarım ağaç ve fidanlarımızın tepesinde kendilerine verilen ilhamla, neşeyle öterek bu yaratılış senaryosunun bestelerini oluşturup var olmanın mucizesini adeta kutlarlar. Teşekkür ederim minik dostlarım.

 

                                                                                          Mütefennin


Yorumlar

  1. Doğadaki her varlık birbiriyle uyum içinde,canli organizmalarin hayatta kalmasi bir diğerine bağlı ve bazen fark edemesekte dünyada yaşayan en ufak canlı bile bizim yaşamımız için hayati bir önem taşıyor.Aslinda sadece canlılar için geçerli değil bu kavramlar, her olay bir diğerini etkiliyor.Bazen ayri düşündüğümüz seylerde bile ortak noktalar olusabiliyor tıpkı Biyolojinin-Edebiyatla ilişkisi gibi bunuda cümlelerle guzellestirilerek içinede edebiyat katılarak yapıldığı zaman daha kolay anlaşılıyor.Severek yapılan her iş böyle güzel oluyor.Bu yolda başarılar Meltem Abla çok güzel,anlaşılır ve açıklayıcı olmuş...��

    YanıtlaSil
  2. Ne kadar güzel ifade etmişsin Yasin,yüreğine sağlık. Çok teşekkür ederim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kalemine sağlık abla sagoll ilerde bi kitap bekliyoruz

      Sil
  3. Nasıl güzel, sanki karşıda oturmuş ardıç ağacının üzerinde eğleşen ardıç kuşunu izler gibi okudum, su gibiydi, böyle güzel işlere adım attığın için tebrik ediyorum seni, başarılarının devamını diliyorum canım. 🌼💜👏

    YanıtlaSil
  4. Ardıç ağacının mucizesi ardıç kuşu imiş. İnsallah bizlerde mucizemizi yaşarız...Gönlünden dökülenler için çok çok teşekkür ederim canım.

    YanıtlaSil
  5. Bilimsel bir hikaye olmuş. Edebiyat anlamında biraz kendini geliştirirsen çok daha güzel çalışmalar ortaya koyacağını düşünüyorum. Tebrikler ve başarılar diliyorum.

    YanıtlaSil
  6. Cok tesekkur ederim Hocam,insallah...Sag olun.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederim.