Ana içeriğe atla

Nitelikli

MOLEKÜLLER BİR SEYYAH; AZOT

    Okyanusun en derinliklerinde, varlığını sessiz sedasız bir şekilde sürdüren azot atomuyum ben. Bazen o deniz sularının uçsuz bucaksız derinliklerinde bazen dağların en zirvesinde bazen de atmosferin dalga dalga seyrinde dolaşıp dururum. Ben güneş ışığının bile ulaşamadığı o karanlık suların derinliklerinde yaşayan tek hücreli canlıların vücudunda, omurgasız deniz kabuklularında ve birçok balık türünde bulunmakla birlikte serin sularda da bulanarak besin zincirinde görev almaktayım. Ekolojik dengede benim varlığımın ve bu canlılarda ki seyahatimin binlerce hikmetleri vardır. Özellikle fotosentezin yapılamadığı bu karanlık ortamlarda kemosentez yoluyla besin üreten canlılarda ayrı bir önem arz etmekteyim. Denizlerden karaya, oradan atmosfere ihtiyaçlar doğrultusunda yolculuğum sürekli devam edip durmaktadır.      Karanlık suların en dibinde dolaşırken bir anda karşıma bir balık çıkarak nitrit tuz bileşiği halinde beni yutuyor. Balığın kan dolaşımına katılarak hücreler arası sıvı

BİR DAMLA YOLCULUK

Bir damla suyun anısına...

En güzel günlerin geleceğini simgeleyen, susamış canlara can olan bir su damlasıyım ben. Şefkati, merhameti içinde barındıran, kuşlara, börtü böceğe, ağaçlara, insanlara, kısacası tüm tabiata ab-ı hayatım ben. Bir molekülüm yanıcı, bir molekülüm yakıcı olmasına rağmen birleştiğinde alevleri, yangınları söndüren, susuzluğu dinginleştiren mucizevi bir bileşiğim. Evim bazen bir bulut bazen bir göl bazen akan bir nehir. Yerleşik bir hayatım olmamasına rağmen, bütün konaklarım dört gözle bekler beni.

 Havalar iyice ısınmaya başladı. Gökyüzünde bütün ihtişamıyla duran bulutlar, biraz serin biraz nemli. Bulutlar, benim gibi diğer kardeşlerimi de, sanki pamuklara sarıp sarmalar gibi tutar. Az sonra müthiş bir gürültü kopacak. Gökyüzü, tüm gizemli varlığını ortaya koyarak şimşeklerle aydınlanmaya başladı bile… İşte büyük bir ses; işte beklenen, işte birçok çiftçiye müjde… Yağmur taneleri halinde, yeryüzüne doğru belirli bir hızla geliyorum. Benden sakın korkmayın. Yapım bu yolculuğa o kadar uygun halde ki, diğer su damlacık kardeşlerimle birleşip, büyüyüp yeryüzüne kocaman taşlar gibi düşmüyoruz. Hava da ki sürtünme, hidrojenim ve oksijenim arasında ki bağ, çekme itme kuvvetlerim en muazzam dengede. Rahmet olup, yeryüzünde bizi bekleyenlere misafir oluyoruz. O müthiş yolculuk, şimşek sesleriyle başladı bile. Nasibimde ise elma ağaçları ile dolu bir bahçe… Katre olup bahçeye doğru hızla ilerliyorum. Önce yemyeşil bir yaprağa, sonra renklerin en aşığı olan kırmızı renkli bir elmaya, oradan süzülerek toprağa düşüyorum. Toprak sıcak ve hararetli. Bir o kadar da özlemli olmalı ki hiç bekletmeden beni bağrına bastı. En kuytu aralıklardan gizemli yolculuğuma devam ediyorum. Etraf sessiz ve karanlık… Varlığı ile beni kendine çeken kökler ise her yerde. Köklerin bana olan bu ilgisini hayatımda defalarca hissettim. Misafirperverliklerine diyecek lafım yok. İşte yolculuğumun en keyifli yerindeyim. Emici epidermis tüylerinden su kanalcıklarına oradan da trake borularına doğru ilerliyorum. Her bir hücre osmoz denilen özel bir taşıma sistemiyle ya da aktif taşıma ile beni evlerine konuk ediyorlar. Trake borularından adeta akarsuyun çağladığı bir kanal gibi yer çekiminin tersine doğru büyük bir coşkuyla seyri âlem olan, en üst yaprakçıklara doğru ilerliyorum. Bunu yaparken, moleküler yapımdaki atomlarımın kohezyon kuvvetleri ve su iletim demetleri yani ksilemlerde ki adhezyon kuvvetleri bizleri gökyüzüne doğru yaklaştıran en nadide kuvvetlerdir. Ya bunlar olmasaydı ya yolculuğum bir toprakta son bulsaydı… Ama olmadı. Kâinatın kanunları, bir hikmet, bir sır, bin şükür…

Bitkilerin kök hücrelerinde fazla oranda çözünmüş besin maddesi depolanır. Böylelikle osmatik su çekim güçleri yani su içme istekleri artar. Bende onları hiç bekletmeden saniyeler içinde yanlarında olurum. Bu çekim kuvveti beni bitki kökünden 10-20 m yükseklere doğru, uçsuz bucaksız yerlere götürür. Ayrıca bitkide bulunan kılcal su kanalcıkları da bizi yine aynı şekilde uzun yolculuklar yapmamızı sağlar. En yüksek zirvelere yaklaştıkça sıcaklığın artmasıyla terlemeyi hızlandırır elma ağacı. Bunu yaparken de stoma, lentisel ve hidadot denilen terleme kanallarını kullanır. Böylelikle ısı dengesini hep korumuş olur.

Yine en uzun yolcuğumdayım. Elma ağacının, su iletim demetleri cansız ve merdiven şeklindedir. Burada ilerlerken bir sürü yol ayrımları görüyorum. Meraklı bir çocuk edasıyla hepsini inceliyorum. Hücre zarında meydana gelen sodyum-potasyum değişimlerini, madde alışverişlerini… Bizler hücrede genellikle düzenleyici olarak kullanılıyoruz. Enzimatik reaksiyonların olmazsa olmazıyız. Maddelerin çözünmesinde, maddelerin taşınmasında daha neler neler… İşte bakın şimdi yemyeşil bir yaprakta ki minicik bir hücrenin içindeyim. Küçük ama bir o kadar devasa bir fabrikanın içinde… Yolculuğum artık farklı bir boyut kazanacak. Kırmızı bir elmanın içinde ağızları serinleten, şekeri ile tatlandıran bir elmada barınacağım. Güneş bağrımızı aydınlattıkça klorofil molekülü bir takım reaksiyonlarla enerji (ATP) üretip beni farklı âlemlere sürükleyecek. Tatlandıkça tatlanacağım glikozla, bir elmanın gövdesinde…

Çamurlu suyu süzerek, tertemiz, tatlı, esrarengiz kokularla, muhteşem renklere bürünen milyonlarca bitki… Aynı toprak aynı su; fakat farklı mevsim, farklı tat, farklı görüntü. Elma, çilek, üzüm, nar, incir, portakal... Rengârenk bir mağaza vitrini gibi. Bunca değişik lezzetleri nakış nakış işleyip paketlenmesi ve insanlara hediye edilmesi muhakkak ki insanların ağız tadını, göz zevkini bilen bir sanatkârın olduğunun delilleri değil midir?

İşte yine bir yolculuktayım. Moleküllerimden oksijenim fotoliz reaksiyonlarıyla atmosfere veriliyor. Doğaya nefes, doğa can oluyorum. Diğer taraftan şekere bulanmış kısmımla meyve sapındaki kalburlu borulardan (floem) yeni güzergâhlara doğru ilerliyoruz. Delik deşik fakat canlı olan bu kalburlu borularda hızımız oldukça yavaşlıyor. Organik maddeler kalburlu hücrelerden aktif taşıma ve sıvı basıncı ile çift yönlü taşınabildiğinden biz de ihtiyacı olan dokulara taşınıyoruz… Göze görkem şekilde, bir elma ağacının üstünde, pırıl pırıl duruyoruz. Ta ki bize uzanan bir ele kadar. Her ısırışta yolculuk farklı yollarla devam ediyor. Sindirim faaliyetleri, bağırsaklardan emilim ve nihayet kan dolaşımı ile hücrelere doğru ilerleyen yolculuk… Hücre solunumları, ATP (enerji) oluşumları, idrar, ter, gözyaşları derken yollar vücutla da ayrılabiliyor... Bazılarımız ise yapıcı-onarıcı reaksiyonlarla insan mertebesine çıkıyor. Ben ise bir akciğerin muazzam yapılarından süzülerek, nefesle buharlaşmış bir şekilde atmosfere yayılıyorum.

Ne yollar bitiyor ne de misafir olduğum konaklar… Kim bilir bir sonra ki yolculuğum nereye… Belki kurumuş çatlamış bir toprağa belki de engin bir okyanusa, belki de yine bir elma ağacına… Renklerin en aşığı olan kıpkırmızı elma ağaçlarına…

                                                                                                                                    Mütefennin

 

 

 

 

 

 

 

                                                                    

 

 

 


Yorumlar

  1. Hocam çok güzel bir yazı olmuş. Sadece madde değil mana tarafından da bakışınız çok güzel olmuş. Tebrik ederim.

    YanıtlaSil
  2. Teşekkür ederim , çok sağ olun.

    YanıtlaSil
  3. Sizlere verdiğimiz emeklirimizin boşa gimediğini görmek gurur verici gerçekten. Bizlerin öğrencilerimiz için veridğimiz emeği, sizlerin de kendi öğrencileriniz için verdiğinizi görmek bizleri mutlu ediyor. Eline sağlık.

    YanıtlaSil
  4. Çok teşekkür ederim.Çok sağ olun.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederim.