Ana içeriğe atla

Nitelikli

MOLEKÜLLER BİR SEYYAH; AZOT

    Okyanusun en derinliklerinde, varlığını sessiz sedasız bir şekilde sürdüren azot atomuyum ben. Bazen o deniz sularının uçsuz bucaksız derinliklerinde bazen dağların en zirvesinde bazen de atmosferin dalga dalga seyrinde dolaşıp dururum. Ben güneş ışığının bile ulaşamadığı o karanlık suların derinliklerinde yaşayan tek hücreli canlıların vücudunda, omurgasız deniz kabuklularında ve birçok balık türünde bulunmakla birlikte serin sularda da bulanarak besin zincirinde görev almaktayım. Ekolojik dengede benim varlığımın ve bu canlılarda ki seyahatimin binlerce hikmetleri vardır. Özellikle fotosentezin yapılamadığı bu karanlık ortamlarda kemosentez yoluyla besin üreten canlılarda ayrı bir önem arz etmekteyim. Denizlerden karaya, oradan atmosfere ihtiyaçlar doğrultusunda yolculuğum sürekli devam edip durmaktadır.      Karanlık suların en dibinde dolaşırken bir anda karşıma bir balık çıkarak nitrit tuz bileşiği halinde beni yutuyor. Balığın kan dolaşımına katılarak hücreler arası sıvı

MİKRO DÜNYADA Kİ ŞEHİR DİNAMİKLERİ

 


Bir şehrin ışıltıları içinde yürürken gözlerimde canlanır her şey. Ana caddeler, kimsesiz evler sokaklar… Birbirine kavuşmayı bekleyen yollar. İletişim halinde olan şeffaf mahalle sınırları… Hayatın belirli noktalarında ki gibi kavşaklar… İhtiyaç duyulan bir parça sevgi ve birazcık da umut. İnsanın ayakta tutan en önemli duygular belki de. Bir şehir nasıl ayakta durur, nasıl bir sistemle imar edilir, nasıl yönetilir? Çok da uzağa gitmeye gerek yok herhalde. İnsan ve hayvan iskeletleri nasıl belli bir düzen ve ahenkle çalışıyorsa öyle… Bütün organlarımız olması gerektiği gibi, bir akciğer bir kalp ya da diğer organlar olması gereken şekilde ve nasıl çalışması gerekiyorsa o halde görevlerinin başındalar. İhtiyaç duyulan her şey; besin, su ve mineraller çok kolay bir şekilde porlardan taşıyıcı proteinlerle kanallar boyunca kolayca aktarılacak şekilde... Aynı şehirlerdeki bir sokak, bir otoban ya da bir geçidi kullanarak gidilmesi gereken yollar gibi madde alışverişleriyle bütün ihtiyaçlar giderilmektedir… İşte tam da burada muazzam bir mimari karşımıza çıkar. Hassas ölçümlerin olduğu, en küçük detayların bile atlanmadığı mükemmel bir hücre iskeleti… Hücrenin adeta dimdik durup ışıl ışıl görkemli bir şehre benzemesini sağlayan muazzam bir yapıt…

Şekil1

Hücre iskeleti, hücrenin iç ve dış planlamalarında görev alan harika proteinlerdir. Mimarisi gereği çok dinamik olan bu proteinler, yaşamsal faaliyetlerin gerçekleşmesini sağlayan organellere ve zarın aktif işlevlerine ev sahipliği yapar. Hücre sitoplazmasının jelimsi, peltek ve kararlı yapısında bu protein iskeletleri, çapraz bağlar oluşturarak dizilir. Hücrenin bazı kısımlarında ise bu hücre iskelet proteinleri, madde alışveriş hareketlerini kolaylaştırıcı nitelikte birbirlerine paralel dizilimler gösterirler. Bu da besin ve gazların hızlı bir şekilde taşınmasını kolaylaştırır.

Organlarımız nasıl bir düzen içindeyse hücre içinde bulunan organellerimizde belirli bir düzene sahiptir. Örneğin; yönetici molekülü içinde barındıran ve bir yönetim dairesi olan çekirdek, merkezi bir konumda yer almaktadır. Yönetim dairesinden gelen emirler, RNA( ribonükleikasit) moleküllerince sitoplazmaya taşınır ve yıpranan proteinler yıkılarak şehrin tüm köşelerinde imardan sorumlu ribozomlarca plana uygun şekilde yeniden inşa edilerek bina ve yollar gibi yeni yapılar yeni kanallar inşa edilir. İnşa edilen bu sitoplazmik ortam ve hücre zar yapısı, şiddetli sarsıntılara ve fiziki etkilere karşı sağlıklı bir set oluşturur. Depremlere karşı alınacak tedbirlerde hücrelerin bu mimarisi ve statik özellikleri araştırılarak daha sağlam ve düzenli şehirler inşa edilebilir.



Şekil 2


Organellerin, protein iskeletleri yardımıyla hücredeki faaliyetlerine göre ilgili yerde bulunmaları hücrenin iktisadi ve idari şehirciliği için de önemli bir yere sahiptir. Madde taşımada görevli olan endoplazmik retikulumun zar kanalları çekirdeğin dış zarından başlayarak hücre zarına kadar kanallarla uzayarak önemli bir o kadar da kompleks şekilde yerini alır. Enerji üretim santrali olan mitokondri de, enerji ihtiyacı olan hücre bölgelerine yakın bir konumda yer alarak enerji ihtiyacını kısa sürede giderir. Gözyaşı, ter ya da birçok salgı maddesinin üretim tesisi olan golgi aygıtı (cisimciği)  hücre zarına özel taşıyıcılarla salgılarını serbest bırakır. Birçok madde için depo fabrikaları olan kofullar ise hücrenin belli yerlerinde konumlandırılırlar. Bu organellerin hücre içindeki konumları ve sabitlenmesi hücre iskeleti sayesinde gerçekleşir. Hücre iskeletinin diğer bir önemli özelliği de lif uzantıları sayesinde deriyle bağlantılar kurarak dışarıdan gelen mekanik ve fiziki darbelere karşı bir bariyer gibi canlı dokuları korumasıdır. Mikro planda yaratılan bu tasarımlar, milisaniyede binlerce molekülün hep birlikte işbirliği içinde çalıştırılmasına ve hücredeki hayatın düzenlenmesine hizmet ederler.

Canlı vücudundaki birçok hücreyi incelediğimizde örneğin bir göz hücresini, karaciğer hücresini ya da bağırsak hücrelerinde molekül dağılımlarının hücredeki görevlerine uygun şekilde dizildiğini çok açık bir şekilde gözlemleyebiliriz. Hücre iskeleti proteinleri sayesinde moleküller yapılar belirli bir nizam içinde bulunurlar. İçinde bir tüneli barındıran bu proteinler, hücre bölünmesi sırasında kromozomların düzgün bir şekilde ayrılmasında da görevlidirler. Bazı bölünebilen hücrelerde olan ve çekirdeğe yakın tutulan sentrozomun yapısı da yine hücre iskeleti proteinlerinden oluşmuştur. Gelişmiş hücrelerin hareketinde, yer değiştirmelerinde görevli olan sil ve kamçılarda da temelde yine bu hücre iskeleti proteinleri görev alır. Örneğin; Tek hücreli terliksi hayvan (paremesyum) yüzdüğü suda sil proteinlerini adeta bir kayık küreği gibi kullanarak besinine yaklaşır ya da düşmanlarından uzaklaşır. Bu sırada sil uzantı eksenine dik kuvvet uygulayarak hareketini gerçekleştirir. İnsanda soluk borusunun iç kısmındaki epitel hücreler ise süpürge hareketi ile şehrin sokaklarını temizleyen bir temizlik işçisi gibi çalışarak, mikropların akciğerlere ulaşmasını önler. Geniş bir pencereden bakıldığında rahmeti sonsuz olan Allah’ın (c.c)  lütuflarını, mikro âlemde de farklı tasarımlarla kendini göstererek nakış nakış işlediğini her alanda görmek mümkün. Âlem küçülse insan, insan büyüse âlem.

Şimdilerde modern ve gelişmiş şehircilik faaliyetleri, insanoğlunun binlerce yıl çalışarak elde ettiği birikimlerle ancak belli bir seviyeye ulaşmıştır. Ancak hücrelerimizde var olan harika protein iskeletleri ise hayata ait örnek alabileceğimiz bu tasarımların tesadüfen değil şuurlu bir planla yaratıldığını apaçık göstermektedir. Yapılan araştırmalarla mikro âlemde var olan bu tasarımların ileride makro yapıt olarak karşımıza çıkacağı muhakkak.

 

                                                                                                         MÜTEFENNİN



Şekil1. https://www.fikir.gen.tr/wp-content/uploads/2018/09/G%C3%B6rsel-2.36-H%C3%BCcre-iskeletini-olu%C5%9Fturan-yap%C4%B1sal-elemanlar.png.

Şekil 2         https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/0/09/FluorescentCells.jpg 

 


Yorumlar

  1. Yine şahane bir perspektif, boşuna dememişler "insanı anlamak kainatı anlamaktır". Yaradan'a sonsuz şükür...

    YanıtlaSil
  2. canım arkadaşım çok teşekkür ederim. Kalbi selam..

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederim.