Ana içeriğe atla

Nitelikli

MOLEKÜLLER BİR SEYYAH; AZOT

    Okyanusun en derinliklerinde, varlığını sessiz sedasız bir şekilde sürdüren azot atomuyum ben. Bazen o deniz sularının uçsuz bucaksız derinliklerinde bazen dağların en zirvesinde bazen de atmosferin dalga dalga seyrinde dolaşıp dururum. Ben güneş ışığının bile ulaşamadığı o karanlık suların derinliklerinde yaşayan tek hücreli canlıların vücudunda, omurgasız deniz kabuklularında ve birçok balık türünde bulunmakla birlikte serin sularda da bulanarak besin zincirinde görev almaktayım. Ekolojik dengede benim varlığımın ve bu canlılarda ki seyahatimin binlerce hikmetleri vardır. Özellikle fotosentezin yapılamadığı bu karanlık ortamlarda kemosentez yoluyla besin üreten canlılarda ayrı bir önem arz etmekteyim. Denizlerden karaya, oradan atmosfere ihtiyaçlar doğrultusunda yolculuğum sürekli devam edip durmaktadır.      Karanlık suların en dibinde dolaşırken bir anda karşıma bir balık çıkarak nitrit tuz bileşiği halinde beni yutuyor. Balığın kan dolaşımına katılarak hücreler arası sıvı

İÇİYORSAK SEBEBİ VAR

Odun parçalarının alev alev yanmasıyla başladı bu hikâye. Kor gibi yanan meşe ağacının parçalarıyla körüklenirken ateş, demlikte dem almaya başlayan usul usul bir çayım ben. Suyun tadına, rengine ve kokusuna bürünerek dost olan, yudumlandığında ise iç ısıtan bir tutam çay. Bir deniz kenarında, yeşillikler içinde saklı bir bahçeden, masmavi denize doğru uzanan manzara eşliğinde, huzura kavuşulan sessiz sedasız bir yerdeyim. Denizdeki dalgalar, kumsal, çam ormanları, toprak kokusu ve çay moleküllerimin kokusu ile tefekkür edilip huzura ulaşılan yerde. İnce belli bir bardağa dökülen kıpkırmızı, tavşankanı renginde ki bir çay. Varlığım belki de bu kâinat sarayında değerli olan insana küçük bir mutluluk vermekti. Bir bitki iken küre-i arzın nazırı olan bir insanda vücut bulma şerefine erişip orda hayat bulacaktım. Ben kahvaltılarda, dost meclislerinde, sıcak aile sohbetlerinde, bazen mutlu olunan hatıraların bazen de hüzünlü anların ortamında dert ortağıyımdır her halimle. Soğuk havalarda ‘’çayım var iç de için ısınsın’’ cümlesinin öznesiyim, sıcak havalarda ‘’iç de hararetin dinsin’’ cümlesinin. Aslında burada yaptığım tamamen su sayesinde insanın metabolizmasında düzenleyici olarak görev almaktı. Bizimkisi suya tat olmaktı yani…

İkindi vaktinin en tatlı yerindeyiz. Beş çaylarının yapıldığı, serinliğin kendini hafiften hissettirdiği vakitte. Güneş en güzel resmini gökyüzünden denize doğru çiziyor. Havada turuncu yansımalar, biraz buruk biraz umutlu. Deniz sakin, kimi zaman hırçın. Falezler deniz dalgalarıyla sımsıkı sarılırcasına bir halde. Karabatak kuşu ise her zaman ki yerinde. Bu güzelliklerin sahibini hatırlatan manzara eşliğinde huzurun en güzel eşiğindeyim. İşte kristal bir cam bardağına doğru yavaş yavaş dökülüyorum. Rengim kırmızı, rengim parlak… Işıltım ise göze canlılık veriyor. Demlikteki bir çayken bana uzanan bir elle birlikte dudaklarda tatlı bir yudum oluyorum. İnsanın vücudunda yola revan olurken biraz korkak bir meraklı biraz da hevesli bir şekilde önce dilin yüzeyinde yayılıyorum. Çay moleküllerim, dilin üstünde ki tat tomurcuklarıyla temas ettikçe beynin tat merkezinde olağan üstü enfes algılar oluşturuyor. Aslında tam da burada, tat tomurcukların mucizevi oluşumunu düşünüyorum. Düşünsenize her yiyeceğin tadını algılayabilecek bir sürü tat tomurcuğu. Her besinin tadını ayrı ayrı algılayan bir merkezi sinir sistemi. Acı, tatlı, ekşi, tuzlu diye ayırırken bile, karakteristik tatlarını da algılayan bir beyin. Bu tatların tadına erişmek için aynı zamanda kokumuz da buna eşlik ediyor. Ortama yayılan çay kokusu insanın burun deliklerinden geçerek sarı noktada bulunan reseptörleri uyarır. Oluşan uyarılar beynin koku merkezine iletilir. Böylece bende insanda büyük bir keyif oluşturuyorum. Kendime has kokum ile insanın dilinde tatlandıkça tatlanıyorum. Hatta öyle ki kokuyla birlikte lezzetimde, tadımda en yüksek dereceye ulaşıyor. Tadımız algılandıktan sonra insanın yemek borusundan mideye doğru yol alırız. Yemek borusunda reseptörler olmadığı için sıcaklığımız bu bölümde hissedilmez. Ama insanda tadımızla oluşturduğumuz o muhteşem duygular ise bütün vücutta hissedilir. Yemek borusu, ardından mideye oradan da ince bağırsakta ilerler çay molekülerim. Yapımda bulunan organik ve inorganik maddeler, meydana gelen uyarılar ile pankreas ve ince bağırsaktan özel olarak salgılanan enzimlerle sindirilerek monomer denilen yapı taşlarını oluşturur.

İnsan vücudunda organik maddelerden olan karbonhidratlar glikoza, proteinler amino aside, yağlar yağ asitlerine ve gliserole kadar ayrıştırılırlar. Benim yapımda bulunan vitamin ve mineral bileşenlerim de küçük moleküllü olduğundan sindirime gerek kalmadan emilerek kolayca kan dolaşımına katılırlar. Diğer organik bileşenlerim ise basit difüzyon, kolaylaştırılmış difüzyon ve aktif taşıma olayları ile kan dolaşımına katılırlar. Bunun için öncelikle çay moleküllerim ince bağırsakta bulunan villuslardan geçerler. Moleküllerimin bir kısmı kan dolaşımı diğer bir kısmı da lenf dolaşımı ile taşınarak kalpten bütün vücuda pompalanır. Yapımda bulunan tein maddesi , selenyum ve esans moleküllerinin uyarıcı özellikleri ile insan dokularında adeta canlılığı ve zindeliği büyük bir keyifle arttırır.  Ayrıca tein madde türevleri, yağ asidi çeşitleri, çinko, selenyum, flor ve diğer birçok organik-inorganik yapı taşları, organlara yüzlerce önemli faydalar kazandırır. Damar akışkanlığını artırır, kireçlenme ve felç risklerini azaltır. Hem içimde bulunan antioksidan yapılar ile kanserojen ve hastalık yapıcı maddelere karşı savunma direncini de arttırırız. Bir yandan insanın zindeliğini artırırken bir yandan insanın vücudunu savunan birçok mekanizmaya katılmış oluruz. Bizler insan doku hücrelerinde, metabolik faaliyetler sonucu karbondioksit, su ve azotlu artıklar şeklinde açığa çıkıp akciğer, böbrek ve deri gibi organlardan boşaltım yapılarak yolculuğumuzu devam ettiririz. Artık toplanma vakti… Ufuk çizgisi görünürken ötelerden Güneş bir çay kızıllığı ile güne elveda diyordu.

Ben yaylalarda, bahçelerde yetişen yağmuru çok seven, yeşil yeşil iken insana bir rahmet gibi bardakta sunulan çayım. Sohbetlerin en koyusunda, sevdiklerinize hediye gibi sunulan, zişuur sahiplerine ise bir damlamın kâfi olduğu kâinatın küçük bir parçasıyım. 

Şimdi bir çay içer misiniz?


                                                                                                    MÜTEFENNİN

                                                                                                                      

 


Yorumlar

  1. Ahh canım ne güzel yazmışsın, çayın yeri hep ayrıdır bizde, ne demiş Nazan Bekiroğlu, "çayı yaratan Allah'a hamd olsun, ya yaratmamış olsaydı? " , sevdiklerimizin vücudumuzdaki serüvenlerini okumak da ayrı keyif veriyor, iyi ki yazıyorsun 🌼🤗😍💐

    YanıtlaSil
  2. Ahh canım ne güzel yazmışsın, çayın yeri hep ayrıdır bizde, ne demiş Nazan Bekiroğlu, "çayı yaratan Allah'a hamd olsun, ya yaratmamış olsaydı? " , sevdiklerimizin vücudumuzdaki serüvenlerini okumak da ayrı keyif veriyor, iyi ki yazıyorsun 🌼🤗😍💐

    YanıtlaSil
  3. kaleminize yüreğinize sağlık, ne güzel bir yazı.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederim.